Mor Dayanışma: İktidarın attığı her adım erkek egemen sistemden yana

  • 20:07 22 Şubat 2021
  • Güncel
İSTANBUL - Mor Dayanışma, “Erkek egemen politikalar = Yalanlar, dolanlar, hak gaspları, İstanbul Sözleşmesi Uygulansın” diyerek Süreyya operası önünde eylem gerçekleştirdi.
 
Mor Dayanışma, 8 Mart'a giderken, "İstanbul Sözleşmesi uygulansın" sloganıyla taleplerini yinelemek için Süreyya Operası önünde eylem gerçekleştirdi. Eylemde, “Erkek egemen politikalar = Yalanlar, dolanlar, hak gaspları, İstanbul Sözleşmesi Uygulansın” pankartı açılırken, “Tecavüz kriz masaları derhal açılsın“, “Grevio raporu Türkçeye çevrilsin “ dövizleri taşındı. Eylemde sık sık, “Dünyayı yerinden oynatacağız”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları atıldı. Eyleme onlarca kadın katıldı.
 
Eylemde katılanlar adına basın metnini Mor Dayanışma üyesi Çağla Akdemir okudu.
 
‘İktidar 6284 Sayılı Kanun’u hedef tahtasına koydu’
 
Pandemi süreci ile krizlerin daha da görünür hale geldiğini belirten Çağla, kadınların gündeminde şiddet, yoksulluk, işsizlik, hastalık, bu süreç ile artış gösteren ev emeği ve emek sömürüsü var dedi. Çağla, araştırmaların da pandemi döneminde kadına yönelik şiddetin arttığına işaret ettiğini belirterek, “Erkek egemen zihniyetin kadın düşmanı politikaları, kadınların kazanılmış haklarına saldırıları katlanarak arttı. İktidar koalisyonunun attığı her adımın erkek egemen sistemden yana olduğunu ve kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin rol almak yerine İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun’u hedef tahtasına koyduklarını defalarca deneyimledik” diye konuştu.
 
‘Şiddetin durdurulması için talep etmekten vazgeçmeyeceğiz’
 
Çağla, Mor Dayanışma olarak , “Kadına yönelik şiddetin önünü açan politikaları, yalanları, ihlalleri teşhir etmekten, kadınları ölüme sürükleyen uygulamaları dillendirmekten, şiddetin durdurulması için gerekli adımların atılmasını talep etmekten vazgeçmeyeceğiz” diyerek gündemin dışında tutulmaya çalışılan sorunları gündemde tutmaya ve iktidarın görevlerini hatırlatmaya devam edeceklerini belirtti.
 
“İstanbul Sözleşmesi’nde ve 6284’te geçen geniş şiddet tanımları şiddetle mücadelede de kabul görüyor mu?” diye soran Çağla, “Yoksa ‘senden kötü durumda olanlar var’ diyen görevliler gibi kadınların beyanları kulak arkası mı ediliyor? Kadınların çektiği acının derecesine göre kadınlara psikolojik şiddet mi uygulanıyor?” diye konuştu.
 
 ‘Ataerki yeniden üretiliyor’
 
 İstanbul Sözleşmesi’nin önemine değinen Çağla, “Toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesini ve eğitimin her aşamasında toplumsal cinsiyet eşitliği konulu dersler yapılmasını önerirken, çeşitli üniversitelerde görevli erkeklerin son dönemde artan açıklamalarıyla cinsiyet ayrımcılığı ve ataerki yeniden üretiliyor.6284 Sayılı Kanun’da ilköğretim ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda dersler konulması maddesi varken, uygulama tam tersi yönde ilerliyor” dedi.
 
İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddeti önleme konusundaki bir diğer önerisinin STK ve medya ile işbirliği yapılması olduğunu ancak ana akım medyada şiddetin önlenmesi konusunda farkındalık yaratmak yerine toplumsal cinsiyet rollerinin ve şiddetin yeniden üretildiği ve meşrulaştırıldığını ifade etti.
 
‘Örgütlenme hakkımız elimizden alınmak isteniyor’
 
STÖ’lerle işbirliği yerine kadın derneklerini kapatma, mühürleme politikasının uygulandığını söyleyen Çağla, “Son dönemde iktidarın gündeme getirdiği, sivil toplum örgütlerinin keyfi olarak faaliyetlerinin kısıtlanabileceği ve mal varlıklarına el konabileceğini içeren yasa değişikliği ile sivil toplum güçsüzleştirilmek ve örgütlenme hakkımız elimizden alınmak istenmektedir. Bu kanunla özellikle kadına yönelik şiddetle mücadele eden kadın ve LGBTİ+ derneklerine kayyum atamanın önü açılıyor” ifadelerine yer verdi.
 
‘Şiddeti önlemede gerideyiz’
 
Belediye Kanunu’na göre 237 belediyede sığınma evi olması gerektiğini hatırlatan Çağla,  sadece 32 belediyede kadın sığınma evi bulunduğunu belirterek, herhangi bir yaptırım olmadığı için belediyelerin bu konuya öncelik vermediğine dikkat çekti. Çağla, “Türkiye’de kadına yönelik şiddetin hangi boyuta ulaştığını sadece geçtiğimiz yıl kullanılmaya başlanan KADES uygulamasına 45 bin 920 kadının ihbarda bulunmasından bile görebiliyoruz ancak şiddetin boyutunu gösteren bu sayılara rağmen bu şiddetin önlenmesine dair nasıl çözümler bulunduğu muamma. Sadece 2020 yılında şiddete uğrayan ve öldürülen kadın ve çocuk sayısı 2 bini aşmışken, ülke genelinde 3 bin 454 kapasiteli 144 sığınma evinin olması şiddeti önlemede olduğu gibi şiddet halinde müdahalede de ne kadar geride kaldığımızı ortaya koyuyor” diye konuştu.
 
‘Yargı faillerden taraf’
 
Kadına yönelik şiddeti önleme taleplerinin görmezden gelindiğini vurgulayan Çağla, iktidara İstanbul Sözleşmesi kapsamında yapılması gerektiğini hatırlatarak, “Cinsel şiddetle mücadele kapsamında tecavüz kriz masalarının oluşturulması yönündeki İstanbul Sözleşmesi maddesi doğrultusunda herhangi bir adım atılmadı. Henüz bir tane bile tecavüz kriz masası kurulmuş değil. İstanbul Sözleşmesi'nin yargılama başlığı altında; kadınlara yönelik şiddetin suç sayılıp cezalandırılması gerektiği yer alsa da, 2020’de 711 failden sadece 54 erkek tutuklandığı, 5 faile ev hapsi veya elektronik kelepçe verildiği bilgisi bu konuda da erkek yargının faillerden taraf olduğunu gösteriyor” dedi.
 
‘Grevio raporu verileri saklama amacıyla Türkçe ’ye çevrilmiyor’
 
İstanbul Sözleşmesi kapsamında Grevio raporunun Türkçeye çevrilmediğine dikkat çeken Çağla, “Taraf devletlere her türlü şiddet olayıyla ilgili birleştirilmemiş istatiksel veriyi düzenli aralıklarla toplamaları ve kamuoyuyla paylaşma yükümlüğü veriyor. Ancak gerçek ve güvenilir veriye ulaşılmadığı gibi bu tür verilerin ‘’kadın cinayetleri azaldı, şiddet azaldı’’ söylemlerini güçlendirmek için çarpıtılıp gizlendiği bir süreci deneyimledik. Son 3 yıldır Grevio raporunun Türkçe’ye çevrilmediğini bunun da gerçek verileri saklama saikiyle yapıldığını, kadın örgütlerinin tuttuğu çetelelerden şiddetin arttığını, kadınları koruyamadığınızı çok iyi biliyoruz” şeklinde konuştu.
 
‘İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için kaç kadının ölmesi bekleniyor?’
 
Kadın düşmanı politikalar, kadınları hedef gösteren söylemler, eril şiddeti meşrulaştıran haberler, kadın katillerine verilen ceza indirimleri, kadına yönelik şiddetin sorumlusu olduğunu dile getiren Çağla, “ İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284’ün etkin uygulanması için daha kaç kadının ölmesi bekleniyor?” diye sorarak “kadınları ikincil konumda gören tahakküm zihniyeti meşrulaştırılmıştır. Kadın katliamlarının önü açılmıştır” ifadelerini kullandı.
 
 Çağla kadınların taleplerini şu şekilde sıraladı:
 
*Mevcut sığınma evlerinin koşulları iyileştirilmeli ve hiç bir kadının geri gönderilmeyeceği şekilde sayıları ve kapasiteleri arttırılmalıdır.
 
*Kadınların 24 saat boyunca ulaşıp destek alabilecekleri acil ve konuya özel destek hattı derhal oluşturulmalıdır.
 
*Tecavüz kriz merkezleri acilen oluşturulmalıdır.
 
*Kadına yönelik şiddetle mücadelede yer alacak her birim, her kurumda bulunan ve bulunacak kişilerin toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından yeterliliği denetlenmelidir ve personellere kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda düzenli ve sürekli eğitimler verilmelidir.
 
* Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dersi MEB müfredatında okutulmalıdır.
 
*Kadınlara şiddetle mücadelede izlemesi gereken yollar ve haklarla ilgili bilgilendirici yayınlar yapılarak yaygınlaştırılmalıdır.
 
 Eylem, “Yaşasın Kadın dayanışması”, “Kadınlar Birlikte Güçlü” sloganları ardından zılgıtlar eşliğinde son buldu.